♥ Zahmet çekmek: Sıkıntı,
güçlük, yorgunluk ve eziyetlere katlanmak.”Senin adam olman için
az zahmet çekmedim ben.”
Zahmete sokmak: Birine sıkıntı, güçlük ve yorgunluk vermek;
masraf ettirmek.”Adamcağızı durup dururken zahmete sokmuşsunuz.”
Zaman kazanmak: Birini oyalayarak ihtiyacı olduğu zamanı mümkün
olduğunca uzatmaya çalışmak.
Zaman kollamak: 1. Uygun bir fırsat beklemek. 2. Bir işin
sırasını beklemek.”Zamanını kolla öyle gir işe, zamansız girip
de rezil olma.”
Zaman öldürmek: Kimi şeylerle uğraşarak belli bir zamanın
geçmesini sağlamak, boş şeylerle vakit geçirmek.”Burda
beklemekle zaman öldürüyoruz beyler.”
Zaman vermek: Bir iş için belli bir süre ayırmak.”Bana biraz
zaman verirseniz gidip onu çağırabilirim.”
Ya Allah deyip (atılmak): Cenab-ı Hak’a sığınarak (atılmak).”Ya
Allah deyip düşmanın üzerine atıldı.”
Yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görüp dikkate almamak,
üzerinde durmamak.”Babanın sözlerini sakın yabana atayım deme.”
Yabancılık çekmek: Bir iş ya da çevrede yabancı olmaktan dolayı
ortaya çıkan zorlukların etkisinde kalmak.”Ona hiç yabancılık
çektirmedi.”
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli: “Bu işi mutlaka
yapmalısın, başka yolu yok, aksi taktirde burada kalamazsın.”
anlamında kullanılır.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe: “Giriştiğim iş beni ya büyük bir
varlığa ve mevki ye ulaştıracak ya da mahvedecek, batıracak”
anlamında söylenir.
Vadesi gelmek (yetmek): 1. Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek.
2. Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek.”Vadesi geldi geçiyor ama
senet sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor.”
Vakit geçirmek: Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın
geçmesini sağlamak.”Top oynayarak vakit geçirebiliriz sanırım.”
Vakit kazanmak: 1. Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak. 2.
Bir şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak.”Sen onu meşgul
et ki hemen yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit kazanmış
oluruz.”
Vakitli vakitsiz:
Rastgele bir zamanda, gelişigüzel, uygun bir zamanı
gözetmeden.”Vakitli vakitsiz gelip giderdi evine.”
Vaktini almak: Epey zaman harcanmasını gerektirmek, başka bir
işe ayrılmış zamanı tutmak.”Vaktini alıyorum ama başka çarem de
yok.”
Ucu bucağı olmamak: Bir yer çok geniş, sonu yokmuş gibi
olmak.”Kafamı kaldırıp şöyle bir baktım, ovanın ucu bucağı
görünmüyordu.”
Ucu dokunmak: Bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz
birine zarar vermek.”O çubuğu kıracağım fakat ucu sana dokunacak
diye kıramıyorum.”
Ucunu kaçırmak:
Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak.”İşin ucunu kaçırdın,
oldu mu ya?”
Üstüne almak: 1. Alınmak, bir hareketin kendisine karşı
yapıldığını sanarak kaygılanmak. 2. Bir görevi üstlendiğini
kabul etmek.”Her sözü üstüne alma lütfen!”
Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.”Camı kendi
kırdı ama suçu arkadaşının üstüne attı.”
Üstüne basmak: 1. Yerinde bir fikir beyan etmek. 2. İyice
belirtmek.”Üstüne basa basa anlat, baban çok mağdurmuş de!”
Üstüne bir bardak (soğuk) su içmek: O işten umudunu kesmek, o
işin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan
vazgeçmek.”Verecek mi? Sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su
iç!”
Üstüne (üzerine) düşmek: 1. Bir şeyi elde etmek için çok
uğraşmak. 2. (Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.”Şu
çocuğun üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor,
neredeyse başımıza çıkacak.”
Üstüne fenalık gelmek: Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.
Üstüne geçirmek: 1. Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak
ya da çıkartmak. 2. Bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu
kaydettirmek.”Evi üstüne geçirmiş dedem, doğru mu?”
Tabana kuvvet: “Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare
de kalmadı” anlamında kullanılır.”Haydi kalkın bakalım, tabana
kuvvet!”
Tabanları kaldırmak: Çok hızlı yürümeye ya da çok hızlı koşarak
kaçmaya başlamak.”Polislerin geldiğini görünce tabanları
kaldırdı.”
Tabanları yağlamak: 1. Uzak bir yere yayan olarak gitmek için
hazırlanmak. 2. Hızlıca koşarak kaçmak.
Taban tabana zıt: Birbirinin tamamen karşıtı olmak, birbirine
çok aykırı.”Taban tabana zıt düşüncelere sahiptiler.”
Saat bu saat: Ele geçen fırsatı kullanmanın tam zamanı, en iyi,
en elverişli an bu andır.
Saati saatine uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir
olmak.”Ona güvenemem, çünkü saati saatine uymaz.”
Sabaha çıkamamak: Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar
yaşayamamak.”Hastanın durumu ağır, sabaha çıkacağını
sanmıyorum.”
Sabahı etmek (veya bulmak): Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar
uyumamak, bir konu ile uğraşmak.”Köye varmamız sabahı bulacak.”
Şaka götürmemek: 1. Şakadan hoşlanmamak. 2. Bir iş ya da durum
dikkatsizliğe, önemsenmemeye gelmemek.”Bu iş şaka götürmez
beyler, dikkat edin!”
Şaka kaldırmak: Kendisine yapılan şakalara katlanmak, dayanmak.
Şaka maka (derken): “Ciddiye almıyor, ağırlığını duymuyor,
gerektiği gibi önemsemiyorduk ama sonunda gerçekten önem
vermemiz gerektiği ortaya çıktı” anlamında kullanılır.
Şakası yok: 1. Tehlikeli. 2. (O) hatır gönül tanımaz, gerekeni
yapar, ciddi bakar olaya.”Şakası yok bu adamın, hemen buradan
gidelim.”
Şakaya getirmek: 1. Oldukça önemli, ciddi bir şeyi açıktan
söylemeyip şaka yollu söylemek. 2. Önemli bir meseleyi şaka
yaparak geçiştirmek.”İşi şakaya getirip unutturmaya kalkma emi!”
Rafa kaldırmak (koymak): Bir iş üzerinde artık durmamak, o işi
kenara itmek, ihmal etmek.”Bizim dosyayı yine rafa
kaldırmışlar.”
Rahat durmamak: Yaramazlık etmek, kımıldayıp durmak.”Rahat
durmadın, beni zor durumda bıraktın.”
Rahatına bakmak: Hiçbir şeye aldırış etmeden rahatını sağlamaya
çalışmak.”Boş ver, rahatına bak, sen mi düzelteceksin
diyenlerden nefret ederim.”
Rahatlık (rahat) batmak: Rahat, iyi bir yerdeyken o yeri
olmayacak nedenlerden ötürü terke den insanlar için sitem
biçiminde söylenir.
Rahat yüzü görmemek: Huzur, bolluk, hiç rahatlık görmemek;
sürekli sıkıntı, darlık içinde bulunmak.”Şu yaşıma geldim, hiç
rahat yüzü görmedim desem yeridir.”
Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden
düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.”Yeni bir elektrikçi
aldılar, desene Murat’ın pabucu dama atıldı.”
Ölümü göze almak: Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli
davranmak.”Allah yolunda ölümü göze aldı yiğitler.”
Ölümüne susamak: Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi
üzerine çekecek davranışta bulunmak.”Ölümüne mi susadın, çekil
şu arabanın önünden!”
Ölüp ölüp dirilmek: 1. Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. 2.
Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek.
Ölür müsün, öldürür müsün?: “Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı
ceza vermeliyim kendime mi?” anlamında kullanılır.
Na (nah) kafa: “Akılsız, düşüncesiz, kavrayışsız” anlamında alay
yollu söylenir.”Anlaması mümkün değil, na kafa!”
Nabza göre şerbet vermek: Birinin hoşuna gidecek, eğilimlerine
cevap verecek biçimde davranmak.”Nabza göre şerbet vermeyi iyi
biliyorsun.”
Nabzını yoklamak: Eğilimini, niyetini, düşüncelerini, arzularını
anlamaya çalışmak.”İşçilerin nabzını yoklayın da zam konusunu
öyle düşünelim.”
Nalıncı keseri gibi kendine yontmak: Hemen her işte kendi
çıkarını düşünerek hareket etmek.
Nam almak: Tanınmak, ünü her yerde duyulmak.
Pabucunu ters giydirmek: Güç bir duruma düşürerek
telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak.”El oğlu bu,
adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan.”
Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından
vazgeçmemek.”Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam.”
Pabuç pahalı: Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için
kullanılır.”Baktı ki pabuç pahalı, hemen geri döndü.”
Paçaları sıvamak: Bir işi yapmak için hazırlanmak.”Bir an önce
paçaları sıvayıp işe başlamak istiyordu.”
Paçası düşük: Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen,
sünepe.
Paçayı kaptırmak: 1. Yakalanmak, ele geçmek. 2. Giriştiği işten
vazgeçmek istediği hâlde kendini kurtaramamak. 3. Dilediği gibi
davranamamak.”Paçayı kaptırdık bir kere, yakamızı
kurtaramıyoruz.”
Ocağı kör kalmak: Soyunu sürdürecek çocuğu bulanmamak, soyu
tükenmiş olmak.
Ocağına düşmek: Birine yardım etmesi için yalvarmak, koruması
için sığınmak.”Ocağına düştüm ağam, beni bu işten ancak sen
kurtarırsın!”
Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini
alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.”Bende
senin ocağına incir dikmezsem dedi ama dediğine pişman oldu.”
Ocağını söndürmek: Ailenin dağılmasına sebep olmak, çoluk
çocuğunu yok etmek.”Ocağımı söndürdü katiller!”
Bizler KaradenizCafe.com olarak yıllardır ziyaretçileri için en iyi
Sohbet platformunu oluşturabilmek, kaliteli ve sorunsuz bir
sohbet hizmeti sunabilmek adına devleşmiş, tüm Chat
kullanıcılarının ikinci evleri olmayı başarmış bir sosyal ağ
olarak sizlerle birlikte mutluyuz ve büyümeye devam ediyoruz.
Hoş sohbetler.
Sohbet odalarımıza #Karadeniz
kanalı üzerinden bağlanacaksınız.
Chat servisine katılmak için Java
programının bilgisayarınızda kurulu olması gereklidir, kurulu
değilse indirip kurabilirsiniz
buraya tıklayıp.
|
|
Canlı TV Yayını |
|